sana güvenebilir miyim?

Akşamla sabahın arasında bir yerdi.

Tam gitmelik, tam kalmalık.

Küçük bir sahil kasabası…

Dükkanlar kapanıyor, sokaklar yavaşlıyor.

Ben geçiyorum sadece.

Durmuyorum.

Bir kadın yaklaşıyor sonra.

Sanki bir şeyin içindeyiz ama kimse açık açık söylemiyor.

“Sana güvenebilir miyim?” diyor.

Bir an duruyorum.

Ama ona değil, içimden kendime bakıyorum.

Bu soru…

Bana mı?

İçimden bir ses çok sakin:

“Bunu bana değil, onunla yaşadığın yere sorman gerekmiyor mu?”

Söylemiyorum.

Gerek yok.

Zaten cevap bende değil.

Oradan geçiyorum.

Bilerek, ama bilmezden gelerek.

Çünkü fark ediyorum ki…

Ben artık başkalarının hikâyelerinde rol almak istemiyorum.

Hele ki kimsenin birbirine söyleyemediği şeylerin taşıyıcısı hiç değilim.

Sonra günün içinde bir yerde karşılaşıyoruz.

Ya da karşılaşmaya yakın bir şey oluyor.

Bir gözüm takılıyor.

O kadar.

Ne bir hikâye başlıyor

ne de eski bir şey geri geliyor.

Sadece fark ediyorum:

Herkes kendi seçiminin içinde yaşıyor.

Ve ben…

artık kimsenin seçimini anlamlandırmak zorunda değilim.

Bazen düşünüyorum…

Bir şeyler gerçekten mi kesişti,

yoksa sadece aynı yoldan mı geçtik?

Bir şeyler mi aktı,

yoksa zaten havada olan bir şey mi şekil buldu?

Cevap yok.

Ama ihtiyaç da yok.

Çünkü ben bir fikrin peşinden gitmiyorum aslında.

Ben hep aynı yere dönüyorum:

Kadınsın.

Annesin.

Ama kendini kaybetmek zorunda değilsin.

Hayat bir yerden sonra beklenen bir şey değil,

yaşanan bir şey.

Ve bunu anlatmıyorum sadece…

yaşıyorum.

Düşe kalka,

bazen yavaşlayarak,

bazen gülerek.

(Hatta bazen kendi kendime: “Hoppa, buradayım!” diye hatırlatarak.)

Şunu da fark ettim:

Savaşmama gerek yok.

Zaten yapabiliyorum.

Sessizce.

Kendi ritmimde.

Belki biri benzerini yapar,

belki başka bir yerde başka bir şey büyür.

İyi ki büyür.

Benim derdim hiçbir zaman “ilk olmak” değildi.

Benim derdim:

Gerçek olanı kurmak.

Ve artık biliyorum…

Biri bana “Sana güvenebilir miyim?” diye sorduğunda

cevap vermek zorunda değilim.

Çünkü ben zaten şunu seçiyorum:

Güvenebildiğim yerde olmak.

Geri kalan…

zaten benim değil.